<p>Çingene aileler, Viyana’dan Polonya’ya sürülüyor. Avusturya, Eylül–Aralık 1939 arası.</p>

Avrupalı Romanların Katledilmesi, 1939–1945

Nazi rejimi ve Mihver müttefiklerinin sözde etnik nedenlerden dolayı zulmetmek için seçtiği gruplardan biri de Romanlardı.

Romanlara karşı toplumsal ön yargı besleyen, Nazi olmayan birçok Almandan destek alan Naziler, Romanları “etnik olarak aşağı derecede” görüyordu. Romanların kaderi bazı açılardan Yahudilerinkiyle paraleldi. Nazi rejimi altındaki Alman yetkililer, Romanları nedensiz yere gözaltına aldılar, zorla çalıştırdılar ve topluca öldürdüler. Alman yetkililer, Alman işgali altındaki Sovyetler Birliği ve Sırbistan bölgelerinde on binlerce Romanı katletti. Bunun yanı sıra Auschwitz-Birkenau, Chelmno, Belzec, Sobibor ve Treblinka ölüm merkezlerinde binlercesi daha öldürüldü. SS ve polis yetkilileri Romanları Bergen-Belsen, Sachsenhausen, Buchenwald, Dachau, Mauthausen ve Ravensbrück toplama kamplarına hapsetti. Alman sivil makamları, hem sözde Büyük Alman İmparatorluğu, hem de sözde Genel Hükümet döneminde Romanları hapsettikleri bazı zorunlu çalışma kamplarını yönettiler.

21 Eylül 1939’da Reich Güvenlik Baş Dairesi başkanı Reinhard Heydrich, Berlin’de Güvenlik Polisi (Sipo) ve Güvenlik Servisi (SD) yetkilileriyle buluştu. Heydrich, Almanya’nın Polonya’yı işgalinin başarıyla sonuçlanacağı kesinleşince Büyük Alman İmparatorluğu’ndaki 30.000 Alman ve Avusturyalı Romanı Genel Hükümet’e (Alman işgali altındaki Polonya’nın Almanya tarafından doğrudan ilhak edilmemiş bölgesi) göndermeye niyetlendi. Genel Hükümet’teki en yüksek sivil yetkiye sahip Genel Vali Hans Frank, 1940 baharında Genel Hükümet’e bu kadar fazla sayıda Roman ve Yahudi almayı reddedince bu plan başarısız oldu.

Alman yetkililer, yine de 1940 ve 1941 yıllarında Romanların bazılarını Büyük Alman İmparatorluğu’ndan işgal altındaki Polonya’ya gönderdi. 1940 yılının Mayıs ayında SS ve polis yetkilileri, çoğunlukla Hamburg ve Bremen’de yaşayan yaklaşık 2.500 Roman ve Sinti’yi Genel Hükümet’in Lublin bölgesine sürdü. SS ve polis yetkilileri, sürülenleri zorunlu çalışma kamplarına hapsetti. Yaşamlarını sürdürdükleri ve çalıştıkları koşullar çoğunun hayatını tehlikeye atıyordu. Hayatta kalanlara ne olduğu ise bilinmiyor, SS’lerin sağ kalanları Belzec, Sobibor ya da Treblinka’daki gaz odalarında öldürdüğü düşünülüyor. Alman polis yetkilileri, 1941 sonbaharında 5.007 Sinti ve Lalleri Çingenesini Avusturya’dan Lodz’da Yahudiler için oluşturulmuş bir gettoya sürdü. Burada ayrılmış bir bölgede kalıyorlardı. Romanların neredeyse yarısı gettoya varmalarından sonraki birkaç ay içinde yetersiz beslenme, barınma, yakıt ve ilaç nedeniyle hayatını kaybetti. Alman SS ve polis yetkilileri, bu korkunç koşullar altında yaşamını sürdürebilenleri 1942’nin ilk aylarında Chelmno ölüm merkezine sürdü. Romanlar, orada Lodz gettosundan getirilen on binlerce Yahudiyle birlikte gaz odalarında, karbonmonoksit gazıyla zehirlenerek can verdi.

Alman yetkililer, yakın zamanda sözde Büyük Alman İmparatorluğu’na sürmeyi planladıkları tüm Romanları sözde Çingene kamplarında (Zigeunerlager) topladılar. 1940’ta Romanların gönderilmesi askıya alınınca bu tesisler uzun bir süre kalacakları hapishanelere döndü. Avusturya’daki Lackenbach ve Salzburg’un yanı sıra Berlin’deki Marzahn, bu kampların en kötülerindendi. Korkunç koşullar nedeniyle yüzlerce Roman hayatını kaybetti. Bölgede yaşayan Almanlar sürekli olarak kamplardan şikayetçi oluyor, genel ahlak, halk sağlığı ve güvenliğin “korunması” için kamplara hapsedilmiş Romanların sürülmesini istiyordu. Yerel polis, bu şikayetleri bahane ederek Reichsführer-SS (SS komutanı) Heinrich Himmler’e Romanların doğuya gönderilmesine devam edilmesi çağrısında bulundu.

Himmler, 1942 yılının Aralık ayında sözde Büyük Alman İmparatorluğu’ndaki tüm Romanların sürülmesi emrini verdi. Belirli kategorilerde bulunanlar için istisna uygulanıyordu: Soyları eski zamanlara kadar giden “safkan Çingene kanına” sahip olanlar, Alman toplumuna karışan ve bunun sonucu “Çingene gibi davranmayan” Çingene torunları, Alman ordusunda önde gelen kişiler (ve aileleri). Tahminen 5.000–15.000 kişi, bu istisnalardan faydalanabiliyordu. Ancak yerel yetkililer, toplamalar sırasında çoğunlukla bu kişileri göz ardı ettiler. Polis yetkilileri, izinde oldukları için evlerinde bulunan Alman silahlı kuvvetlerinde (Wehrmacht) görev alan Roman askerlerini bile tutuklayarak sürdüler.

Alman yetkililer, Romanları genelde Auschwitz-Birkenau’ya gönderdi. Kamp yetkilileri, onları buradaki “Çingene aile kampı” denen özel bir bölgeye yerleştirdi. Auschwitz’e yaklaşık 23.000 Roman, Sinti ve Lalleri sürüldü. Sözde Çingene evlerinde aileler birlikte yaşıyorlardı. SS Komutanı Dr. Josef Mengele gibi Auschwitz kampında görevli olan SS tıp araştırmacıları, Auschwitz toplama kampında kalan esirler arasından sözde bilimsel tıp deneyleri yapmak için insan kobay seçmek üzere izin almışlardı. Mengele, deneyleri için ikiz ve cüceleri seçti. Bunların bazıları, Çingene aile kampındandı. Diğer Alman toplama kamplarında yaklaşık 3.500 genç ve yetişkin Roman esir bulunuyordu. Tıp araştırmacıları, bölgede ya da yakındaki tesislerde gerçekleştirdikleri deneyler için Ravensbrück, Natzweiler-Struthof ve Sachsenhausen toplama kamplarında tutulan Romanları seçtiler.

Çingenelerin kaldığı Auschwitz-Birkenau kampının koşulları tifüs, çiçek hastalığı ve dizanteri gibi salgın hastalıkların yayılmasına neden olmuştu. Hastalıklar sonucunda kamp nüfusu büyük oranda azalmıştı. SS yetkilileri, Mart sonunda Bialystok bölgesinden gelen yaklaşık 1.700 Roman esiri gaz odalarında öldürdü. Kampa yaklaşık birkaç gün önce gönderilmişlerdi ve hepsi olmasa da birçoğu hastaydı. 1944 Mayıs’ında kamp yetkilileri tüm Çingeneleri öldürme kararı aldı. SS muhafızları bunun üzerine Çingene yerleşkesinin etrafını sardı. Yetkililer Romanlara dışarı çıkmalarını emretti. Ancak Romanlar, daha önceden uyarılmıştı. Ellerinde demir sopa, kürek ve iş için kullandıkları diğer araçlarla içeride beklediler.

SS liderleri, Romanlarla doğrudan yüzleşmek istemeyip geri çekildiler. SS yetkilileri, 1944 yılının bahar sonu ve yaz mevsimi başında çalışabilir durumda olan yaklaşık 3.000 Yahudiyi Auschwitz I’e ve Almanya’daki diğer toplama kamplarına gönderdikten sonra 2 Ağustos’ta kampta kalan 2898 Romanı ele geçirmeye karar verdi. Kurbanların çoğu hastaydı. Kurbanlar arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlı erkekler de vardı. Kamp görevlileri, hemen hemen tüm esirleri Birkenau gaz odalarında öldürdü. İşlem sırasında saklanmış olan birkaç çocuk sonraki günlerde yakalanarak öldürüldü. Auschwitz’e gönderilen 23.000 Romandan en az 19.000’i orada hayatını kaybetti.

Alman işgali altındaki Avrupa’da Romanların kaderi, yerel şartlara bağlı olarak ülkeden ülkeye farklılık gösteriyordu. Alman yetkililer, Romanları genelde hapsedip Almanya’daki zorunlu çalışma kamplarına sürdü ya da Polonya’ya zorunlu işçi olarak ya da öldürülmeleri için gönderdi. SS ve polis yetkilileri, birçok tartışma ve karışıklık sonucunda Alman ve Avusturyalı Yahudilere karşı uygulanan sözde melez olanların sürülme işlemlerinden muaf tutulacağına (zorunlu çalışmadan muaf olamıyorlardı) yönelik politikanın aksine, “saf kana” sahip “Çingenelerin” zararsız olduğuna ve kan “karışım” oranlarına bakılmaksızın tüm “melezlerin” tehlikeli olduğuna ve sürülmesi gerektiğine karar verdi.

Alman ordusu ve SS polisi birlikleri, Baltık Devletleri ve işgal altındaki Sovyetler Birliği’nde yaşayan muhtemelen en az 30.000 Romanı vurarak öldürdü. Einsatzgruppen (Mobilize Katliam Birlikleri) ve diğer birlikler, Yahudi ve Komünistlerin yanı sıra Romanları da öldürdü. Alman yetkililer, işgal altındaki Sırbistan’da 1941’de ve 1942 başlarında erkek Romanları vurarak öldürdü. Yetkililer, daha sonra 1942 yılında kadın ve çocukları mobilize gaz odası işlevi gören kamyonlarda öldürdü. Sırbistan’da öldürülen toplam Roman sayısı ise bilinmiyor. Tahminler 1.000–12.000 arasındadır.

Fransa’da Vichy Fransası yetkilileri, 1940’ta işbirlikçi rejimin kurulmasından sonra Romanlara karşı alınan sınırlayıcı önlemleri ve tacizleri artırdı. 1941 ve 1942’de Fransız polisi hem işgal altındaki, hem de işgal altında olmayan Fransa topraklarında yaşayan en az 3.000 (muhtemelen 6.000) Romanı hapsetti. Fransız yetkililer, nispeten daha az sayıdaki Romanı ise Buchenwald, Dachau ve Ravensbrück gibi Alman kamplarına gönderdi.

Almanya’nın Mihver ortaklarından biri olan Romanya’daki yetkililer, Romanya’da yaşayan Roman nüfusuna sistematik olarak saldırmadı. Romanya ordusu ve polis yetkilileri, 1941 ve 1942’de başta Bukovina ve Besarabyalı olmak üzere Moldovyalı ve başkent Bükreşli yaklaşık 26.000 Romanı, Romanya yönetimi altındaki Güneybatı Ukrayna’da bulunan Transnistria’ya gönderdi. Sürülenlerden binlercesi hastalık, açlık ve kötü muamele nedeniyle hayatını kaybetti.

Almanya’nın diğer bir Mihver müttefiki olan ve militan ayrılıkçı ve terörist Ustaşa örgütü tarafından yönetilen Sözde Hırvatistan Bağımsız Devleti yetkilileri, yaklaşık 25.000 kişilik tüm Roman nüfusunu katletti. Ustaşa militanları ve Hırvat siyasi polisi tarafından yönetilen Jasenovac’ın toplama kampında 15.000–20.000 Roman hayatını kaybetmiştir.

Holokost sırasında ne kadar Romanın öldürüldüğü tam olarak bilinmemektedir. Tam rakamlar ve yüzdeler belirlenemese de tarihçiler, Almanların ve müttefiklerinin Avrupalı Romanların yaklaşık yüzde 25’ini öldürdüğünü düşünmektedir. Almanlar ve Mihver müttefikleri, savaştan önce Avrupa’da yaşadığı düşünülen yaklaşık bir milyon Romandan 220.000 kadarını öldürdü.

Savaştan sonra Romanlara karşı yapılan ayrımcılık Orta ve Doğu Avrupa’da devam etti. Almanya Federal Cumhuriyeti, 1943’ten önce Romanlara karşı alınan tüm önemlerin cezai eylem gerçekleştiren kişilere karşı alınan geçerli önlemler olduğuna ve etnik ön yargı nedeniyle düzenlenen bir politika sonucu oluşmadığına karar verdi. Bu karar sonucunda önceden yaşadıkları yerlere dönmek isteyen nedensiz yere hapsedilmiş, zorla kısırlaştırılmış ve Almanya’dan atılmış Roman kurbanlarına dönüş yolunu kapatmıştı. Savaş sonrasındaki Baveryalı suçla mücadele polisleri Nazi rejiminin araştırma dosyalarını ele geçirdi. Bu dosyalara Büyük Almanya İmparatorluğu’nda yaşayan Romanların kayıtları da dahildi.

Batı Almanya Federal Parlamentosu ancak 1979’a gelindiğinde Nazilerin Romanlara karşı işledikleri suçların etnik nedenlerden kaynaklandığını kabul etti. Böylece çoğu Roman, Nazi rejimi altında yaşadıkları acı ve kayıplar nedeniyle tazminat talep edebilme hakkına sahip oldu. O zamana kadar tazminat talep edebilecek çoğu Roman zaten hayatını kaybetmişti.