<p>Aile bireyleri çocuklarına “Gehsperre” (sokağa çıkma yasağı) sırasında Chelmno'ya yapılacak sürgünden önce çocuk, hasta ve yaşlıların kaldığı merkez hapishanesindeki çitin arkasından el sallıyor. Eylül 1942, Lodz, Polonya.</p>

Holokost Dönemi Çocukları

Holokost döneminde, özellikle çocuklar savunmasızdı. Naziler “ırk kavgasının” bir bölümü olarak ya da önleyici güvenlik önlemleri kapsamında, kendi ideolojik görüşleri uyarınca “istenmeyen” ya da “tehlikeli” çocuk gruplarının öldürülmesini destekledi. Almanlar ve işbirlikçileri söz konusu ideolojik nedenlerle ve gerçek ya da sözde partizan saldırılara karşı misillemelerde çocukları öldürdü.

Almanlar ve işbirlikçileri 1 milyondan fazla Yahudi ve on binlerce Roman (Çingene) çocuğu, çocuk esirgeme kurumlarındaki fiziksel ve zihinsel engelli Alman çocuklarını, Polonyalı çocukları ve işgal edilen Sovyetler Birliği’nde yaşayan çocuklarla birlikte, yaklaşık 1,5 milyon çocuğu katletti. Çalışmaya zorlanabildiklerinden, Yahudi ve Yahudi olmayan ergenlerin (13–18 yaş arası) sağ kalma olasılığı daha yüksekti.

Yahudi ve Yahudi olmayan çocukların kaderi şu şekilde sınıflandırılabilir: 1) ölüm merkezine getirildiklerinde öldürülen çocuklar, 2) doğumdan hemen sonra ya da kurumlarda öldürülen çocuklar, 3) gettoda ve kampta doğan, esirlerin saklaması sonucu sağ kalan çocuklar, 4) zorunlu çalıştırılan işçi olarak ya da tıbbî deneylerde kullanılan genellikle 12 yaş üstü çocuklar, 5) Misilleme operasyonlar ve sözde partizan karşıtı operasyonlarda öldürülen çocuklar.

Gettolarda Yahudi çocuklar giysi ve barınak yetersizliği kadar, aç ve açıklıktan hayatlarını kaybettiler. Alman yetkililer gettolardaki küçük çocukların verimsiz ve bu nedenle “işe yaramaz yiyiciler” olduklarına kanaat getirdiklerinden, söz konusu toplu ölümlere karşı kayıtsızlardı. Çocukların zorunlu çalıştırma kamplarında kullanılamayacak kadar küçük olması nedeniyle, Alman yetkililer ölüm merkezlerine yapılan ilk göçler ve toplu mezarlara koyulacak ilk kurbanlar olarak genellikle yaşı büyük, hasta ve engellilerin arasından çocukları seçerdi.

Auschwitz-Birkenau ve diğer ölüm merkezlerine getirilmelerinin ardından, kamp yetkilileri çocukların çoğunu doğrudan gaz odalarına gönderdi. Almanya tarafından işgal edilen Polonya ve Sovyetler Birliği’ndeki SS ve emniyet güçleri toplu mezarların yanında binlerce çocuğu vurarak öldürdü. Bazense ölüm merkezlerine giden ilk vagonları doldurmak için ya da ölüm operasyonlarının ilk kurbanları olarak çocukların seçilmesi, Yahudi Konseyi’nin (Judenrat) aldığı belirsiz ve karmaşık kararlardan kaynaklanıyordu. 1942’de Lodz’daki Judenrat tarafından çocukların Chelmo ölüm merkezlerine sürgün edilmesi, Alman talepleriyle karşı karşıya kalındığında yetişkinler tarafından verilen trajik kararlardan biriydi. Ancak Varşova gettosundaki yetimhanenin müdürü Janusz Korczak, kendi himayesi altındaki çocuklar sürgün için seçildiğinde onları terk etmeyi reddetti. Korczak Treblinka ölüm merkezine ve gaz odalarına yaptıkları yolculukta çocukların yanındaydı. Onların kaderini paylaştı.

Belirli hedef gruplardan Yahudi olmayan çocuklar da bağışlanmadı. Örnek olarak Auschwitz toplama kampındaki Roman (Çingene) çocuklar verilebilir. 5.000–7.000 çocuk “ötenazi” kurbanı oldu, misillemelerde öldürüldü. Buna Lidice’deki çocukların çoğu ve ana-babalarıyla birlikte öldürülen işgal altındaki Sovyetler Birliği'ndeki çocuklar da dahildir.

Bunun dışında Alman yetkililer toplama kamplarında ya da geçici kamplardaki birçok çocuğu hapsetti. SS doktorları ve tıbbî araştırmacılar toplama kamplarında yaptıkları, genellikle çocukların ölümüyle sonuçlanan deneylerinde ikiz çocuklar da dahil olmak üzere, birçok çocuğu kullandı. Toplama kampı yetkilileri özellikle Yahudi ergenleri, kötü koşullar nedeniyle birçoğunun yaşamını yitirdiği toplama kamplarında çalışmaya zorladı. Alman yetkililer, diğerlerini ve aileleri sözde partizanlara karşı düzenlenen operasyonlarda, Alman ordusu ve polis tarafından öldürülen Yahudi olmayan diğer yetim çocukları, Anne Frank ve ablasının Bergen-Belsen'de yaşadığına benzer korkunç koşullar altında tuttu. Yetimlerin bir kısmı geçici olarak Lublin/Majdanek toplama kampında ve diğer tutuklama kamplarında tutuldu.

“Ari kanlarını geri getirme arayışı” ile SS ırk uzmanları işgal altındaki Polonya ve Sovyetler Birliği’nden yüzlerce çocuğun kaçırılması ve Reich’e getirilerek, ırksal anlamda uygun Alman aileler tarafından büyütülmesi emrini verdi. Bu kararların temelini “ırksal-bilimsellik” oluştursa da, genellikle sarı saç, mavi göz, açık ten rengi “Almanlaştırılma” şansını elde etmek için yeterliydi. Öte yandan, zorunlu çalıştırma amacıyla Almanya’ya sürgün edilen ve—genellikle zorlama neticesinde—Alman erkeklerle cinsel ilişkiye giren ve hamile kalan kadınlar, “ırk uzmanları" bebekteki Alman kanının yetersiz olacağı sonucuna vardıklarında, kürtaj olmaya ya da bebeğin ölümüne yol açacak koşullarda yaşayamaya mecbur bırakıldı.

Savunmasızlıklarına karşın, pekçoğu sağ kalmanın yollarını keşfetti. Çocuklar gettoların dışında pazarlamak için kişisel eşyaları çaldıktan sonra, yiyecek ve ilaçları kaçak olarak gettolara soktular. Gençlik hareketlerindeki çocuklar daha sonra yeraltı direniş eylemlerine katıldılar. Birçok çocuk anne babası ya da akrabalarıyla, bazıları kendi kendine Yahudi partizanlar tarafından kurulan aile kamplarına kaçtı.

1938–1940 yılları arasında, Kindertransport (Çocuk Nakli) Nazi Almanya’sı ve Naziler tarafından işgal edilen topraklardan binlerce mülteci çocuğu (aileleri olmaksızın) Büyük Britanya'ya getiren kurtarma çabasına verilen gayri resmî isimdi. Yahudi olmayan bazı çocuklar saklandı ve Anne Frank örneğinde olduğu gibi, ailenin diğer fertlerini de sakladı. Fransa’da, Protestan Le Chambon-sur-Lignon halkı, Katolik rahipler, rahibeler, rahip olmayan Katolikler 1942–1944 arasında kasabada Yahudi çocukları sakladı. İtalya ve Belçika’da, saklanan birçok çocuk sağ kaldı.

Nazi Almanya’sının teslim olması ve 2.Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından, mülteciler ve zorla göç ettirilmiş kişiler, Avrupa'nın her yerinde kayıp çocuklarını aradı. Binlerce yetim çocuk zorla göç ettirilmiş insan kamplarındaydı. Hayatta kalan pek çok Yahudi çocuk varış noktası Yishuv (Filistin'deki Yahudi yerleşimi) olan, işgal edilmiş Almanya’nın batı bölgelerine doğru yapılan toplu çıkışın (Brihah) bir parçası olarak Doğu Avrupa'ya kaçtı. Youth Aliyah (Gençlik Göçü) ile, binlerce genç Yishuv’a oradan da 1948’de kurulan İsrail devletine göç etti.