Arrival of Polish Jewish displaced persons in Vienna. [LCID: 04659]

Hayatta Kalanlar

Bu görüntü hakkında daha fazla bilgi için

Hayatta Kalanlar Hayatta kalanlar için, Holokost’tan önceki hayatlarına geri dönmek imkânsızdı. Artık Yahudi cemaatleri Avrupa’nın çoğu yerinde kalmamıştı. İnsanlar kamplardan ya da gizlendikleri yerlerden evlerine dönmeye çalıştıklarında, çoğunlukla evlerinin yağmalandığını ya da başkaları tarafından alındığını görüyordu.

Aynı zamanda eve dönüş de tehlikeliydi. Savaştan sonra Polonya’daki birkaç şehirde Yahudi karşıtı isyanlar çıktı. En büyük Yahudi karşıtı pogrom, Temmuz 1946’da güneydoğu Polonya’daki Kielce’de meydana geldi. 150 Yahudi şehre döndüğünde, orada yaşayanlar yüzlerce daha başka Yahudinin de gelip evlerini ve eşyalarını geri istemesinden korktular. Yahudilerin Hıristiyanları ayinlerde öldürmesi gibi çok eski Yahudi karşıtı efsaneler tekrar ortaya çıktı. Yahudilerin kanını dinî ayinde kullanmak için Polonyalı bir çocuğu öldürdükleri yolundaki söylenti yayılmaya başladıktan sonra, sağ kalan Yahudiler bir güruh tarafından saldırıya uğradı. İsyancılar 41 kişiyi öldürdü, 50’den fazla kişiyi de yaraladı. Kielce pogromunun haberi hızla yayıldı ve Yahudiler artık Polonya’da kendileri için bir gelecek olmadığını anladılar.

Hayatta kalanların birçoğu, Batı Avrupa’da Müttefik askerî işgalinin kontrolünde, önceden toplama kamplarının bulunduğu alanlarda kurulan mülteci kamplarına gitmek zorunda kaldı. Bu kamplarda Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika ya da Filistin gibi ülkelere kabul edilmeyi beklediler. İlk başta, çoğu ülke kabul edilebilecek mülteci sayısını büyük ölçüde kısıtlayan, eski göçmenlik politikalarını sürdürdü. Filistin’i kontrolü altında bulunduran İngiliz hükümeti, çok sayıda Yahudinin buraya gelmesini reddetti. Pek çok Yahudi yasal belgeleri olmadan Filistin’e girmeye çalıştı. Yakalananların bazıları Kıbrıs Adası'ndaki kamplarda alıkonulurken, bazıları ise Almanya’ya geri gönderildi. İngiltere’nin Yahudi mültecilere karşı skandal niteliğindeki tutumu, bir Yahudi anavatanı kurulması yolundaki uluslararası baskıları artırdı. Sonunda Birleşmiş Milletler Filistin’i Yahudi ve Arap devleti olarak ikiye bölmeyi oylamayla kabul etti. 1948’in başlarında İngilizler Filistin’den çekilmeye başladı. 14 Mayıs 1948’de Yahudi anavatanı için öne çıkan simalardan biri olan David Ben Gurion, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. Bundan sonra, Yahudi mülteci gemileri yeni ulusun limanlarına serbestçe yanaştı. Amerika Birleşik Devletleri de göçmen politikasını değiştirerek, daha fazla Yahudi mültecinin ülkeye girişine izin verdi.

Hayatta kalan birçok Yahudi yeni ülkelerinde yeni hayatlar kurabilirken, Nazi politikalarının Yahudi olmayan kurbanlarının birçoğu Almanya’da zulüm görmeye devam etti. Romanlara (Çingenelere) karşı ayrımcılık yapan yasalar ülkenin bazı bölgelerinde 1970’e kadar yürürlükte kaldı. Nazi Almanyası’nda eşcinselleri hapse atan yasalar, 1969’a kadar geçerliliğini korudu.

Önemli Tarihler

3 AĞUSTOS 1945
HARRISON ALMANYA’DAKİ YAHUDİLERLE İLGİLİ BİR RAPOR YAYINLADI

ABD özel delegesi Earl Harrison, Almanya’daki mülteci kampları heyetinin liderliğini üstlendi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, hayatta kalan yüz binlerce Yahudi kendi ülkelerine dönemeyerek, Almanya’da, Avusturya’da ya da İtalya’da kalmıştı. Müttefikler mülteciler için mülteci kampları kurdu. Çoğu Yahudi mülteci Filistin’e göç etmeyi tercih ediyordu, ancak birçoğu da Amerika Birleşik Devletleri’ne giriş istiyordu. Avrupa’dan ayrılana kadar mülteci kamplarında kaldılar. Harrison raporu, Yahudi mültecilerin dramını vurgulayarak, kamplardaki koşulların iyileştirilmesini sağladı. 1946 sonunda Yahudi mültecilerin sayısı tahminen 250.000’di.

11 TEMMUZ 1947
MÜLTECİ GEMİSİ İNGİLİZ KISITLAMALARINA RAĞMEN FİLİSTİN’E DOĞRU YOLA ÇIKTI

Mevcut İngiliz göç kısıtlamalarına rağmen, pek çok Yahudi mülteci Filistin’e göç etmenin yolunu arıyordu. (İngiltere, 1920’de Filistin’de manda yönetimi için Milletler Cemiyeti’nden yetki almıştı ve bölgeyi 1948’e kadar da yönetti.) Kısıtlamalara rağmen, mülteci gemisi Exodus Almanya’daki mülteci kamplarından gelen 4.500 Yahudi mülteciyle güney Fransa’dan ayrılarak Filistin’e doğru yola çıktı. İngilizler, daha Filistin sahili karasularına girmeden gemiyi durdurdu. Yolcular zorla İngiliz gemilerine bindirilerek, tekrar Fransa’dan yola çıktıkları limana gönderildi. İngilizler mültecileri yaklaşık bir ay boyunca Fransa açıklarında demirleyen gemide tuttular. Fransa İngilizlerin yolcuların karaya çıkması talebini reddediyordu. Sonunda İngilizler mültecileri Almanya’nın Hamburg şehrine götürdü ve mülteci kamplarına geri dönmeye zorladı. Mülteci gemisi Exodus’un kaderi, mülteci kamplarında Holokost’tan kurtulanların dramlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyarak, İngiltere üzerindeki Filistin’e serbest Yahudi göçüne izin vermesi yolundaki uluslararası baskıları artırdı.

29 KASIM 1947
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER FİLİSTİN’İN BÖLÜNMESİNİ OYLADI

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, özel bir oturumda Filistin’in Yahudi ve Arap olmak üzere iki yeni devlete bölünmesini oylayarak kabul etti. Altı aydan daha kısa bir süre sonra, 14 Mayıs 1948’de önde gelen Siyonist lider David Ben Gurion, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti ve yeni devlete Yahudi göçünün serbest olduğunu bildirdi. 1948–1951 yılları arasında, Avrupa’daki Yahudi mültecilerin üçte ikisinden fazlasını içeren, 700.000’e yakın Yahudi İsrail’e göç etti. Holokost’tan kurtulanlar, Exodus’un yolcuları, orta Avrupa’daki mülteciler ve Kıbrıs’taki İngiliz tutuklama kamplarından gelen Yahudi tutuklular Yahudi anavatanında memnuniyetle karşılandı.