View of a section of the barbed-wire fence and barracks at Auschwitz at the time of the liberation of the camp.

Auschwitz

Auschwitz, Almanlar tarafından kurulan en büyük kamptı. Toplama, imha ve zorunlu çalıştırma kamplarından oluşan bir kamplar kompleksiydi. Polonya’da Krakow yakınlarındaydı. Auschwitz kamp kompleksi üç büyük kamptan oluşuyordu: 1. Auschwitz, 2. Auschwitz (Birkenau) ve 3. Auschwitz (Monowitz). Auschwitz’de hayatını kaybeden bir milyondan fazla insan arasında her on kişiden dokuzu Yahudiydi. En büyük dört gaz odasının her biri bir defada 2.000 kişi alabiliyordu.

Kampın girişindeki bir tabelada ARBEIT MACHT FREI, "çalışmak özgürleştirir" ifadesi yazıyordu. Gerçek ise bunun tam aksiydi. Çalışma, Nazi’lerin "çalıştırarak imha etme" adını verdikleri başka bir soykırım şekline dönüşmüştü.

Çalıştırılmak üzere seçilip, hemen öldürülmekten kurtulan kurbanlar sistemli şekilde bireysel kimliklerinden arındırılıyordu. Saçları kazınıyor ve sol kollarına dövme ile bir kayıt numarası işleniyordu. Erkekler kaba, çizgili pantolonlar ve ceketler, kadınlar iş elbisesi giyiyorlardı. Ayağa uymayan ayakkabılar ve bazen takunyalar dağıtılıyordu. Değiştirebilecekleri başka elbiseleri yoktu, çalıştıkları elbiselerle uyuyorlardı.

Her yeni gün, dayanılmaz koşullarda verilen bir hayatta kalma mücadelesiydi. Mahkûmlar ilkel, penceresi olmayan ve sıcak ya da soğuğa karşı izole edilmemiş barakalarda kalıyorlardı. Banyo yoktu, yalnızca bir kova kullanıyorlardı. Her barakada yaklaşık 36 ahşap ranza vardı ve mahkûmlar beş ya da altışarlı olarak tahta kalasların üzerine tıkıştırılıyordu. Tek bir barakada 500 kadar mahkûm bulunabiliyordu.
Mahkûmlar her zaman açtı. Yiyecek, çürük sebzelerden ve etten yapılmış sulu bir çorba, elli gram kadar ekmek, bir parça yağ, çay ya da kahveye benzeyen acı bir içecekten oluşuyordu. İshal yaygındı. Su kaybından ve açlıktan güçsüzleşmiş insanlar, kampta yayılan bulaşıcı hastalıklara kolayca yakalanıyordu.

Bazı mahkûmlar kampın içinde, örneğin mutfakta ya da berber olarak çalıştırılıyordu. Kadınlar çoğunlukla tekrar kullanılmak üzere Almanya’ya gönderilecek ayakkabı, elbise ve mahkûmlara ait diğer eşya yığınlarını düzenliyordu. Auschwitz-Birkenau’da iki krematoryumun yakınında bulunan ambarlara "Kanada" deniyordu, çünkü Polonyalılar o ülkeyi muhteşem zenginliklerin yeri olarak görüyordu. Reich topraklarında ve Almanların zorunlu iş gücü kullandıkları işgal altındaki Avrupa bölgelerinde bulunan diğer yüzlerce kampta olduğu gibi, Auschwitz’te Almanlar kamp dışında, kömür ve taş ocaklarında, inşaatlarda, tünel ve kanal kazılarında da mahkûmları kullanıyordu. Silahlı gözetim altında yolları kapatan karları kürüyorlar, yollarda ve hava saldırıları sırasında tahrip olan şehirlerdeki molozları temizliyorlardı. Çok sayıda zorunlu işçi, sonuçta Alman savaş seferberliğini destekleyecek silah ve diğer malları üreten fabrikalarda kullanılıyordu. Otomobil ve uçak motoru üreten Bavarian Motor Works (BMW), I. G. Farben gibi pek çok özel şirket, ucuz iş gücü olarak mahkûmları kullanmaya can atıyordu.

Auschwitz’den kaçış hemen hemen imkânsızdı. Toplama kampını ve ölüm merkezini elektrik verilmiş dikenli teller çevreliyordu. Birçok gözetleme kulesinde makineli tüfekli nöbetçiler bulunuyordu. Mahkûmların hayatları tamamen, aklına estiğinde kolayca zalimane cezalar verebilen nöbetçilerin kontrolü altındaydı. Mahkûmlar, nöbetçilerin sağladığı bazı yararlar karşılığında kendilerini gözetim altında tutmaları için aralarından seçilen arkadaşlarından da kötü muamele görüyordu.

Auschwitz’de zalimce "tıbbî deneyler" de yapılıyordu. Erkek, kadın ve çocuklar denek olarak kullanılıyordu. SS doktoru Dr. Josef Mengele, cüceler, ikizler ve küçük çocuklar üzerinde acı veren ve travmatik deneyler yapıyordu. Bazı deneylerin amacı, Alman askerleri ve havacıları için daha iyi tıbbî tedavi yöntemleri bulmaktı. Diğer deneyler Nazilerin ikinci sınıf ırk olarak kabul ettiği insanları kısırlaştırma yöntemlerini geliştirmek için yapılıyordu. Pek çok insan bu deneyler sırasında ölüyordu. Diğerleri ise "araştırma" tamamlandıktan sonra öldürülüyor ve yeni araştırmalar için organları alınıyordu.

Auschwitz’deki çoğu mahkûm yalnızca birkaç hafta ya da birkaç ay sağ kalabiliyordu. Çalışamayacak kadar hasta ya da zayıf olanlar gaz odalarında ölüme mahkûm ediliyordu. Bazıları kendilerini elektrik verilmiş dikenli tellere atarak intihar ediyordu. Diğerleriyse, bedensel ve ruhen çökmüş, yürüyen ölülere benziyordu. Ama bazıları da sağ kalmaya kararlıydı.

Thank you for supporting our work

We would like to thank Crown Family Philanthropies, Abe and Ida Cooper Foundation, the Claims Conference, EVZ, and BMF for supporting the ongoing work to create content and resources for the Holocaust Encyclopedia. View the list of all donors.

Sözlükçe